PRatik Halkla İlişkiler Topluluğu Kariyer Birimi - Ahmet Bülent Göksel Röportajı

Merhaba Atik İletişimciler… Sitemizin açılışı onuruna ilk röportajımızı Pratik Halkla İlişkiler Topluluğu Kariyer Birimi olarak Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sayın Ahmet Bülent Göksel’le yaptık. Ahmet Hocamız röportaj sırasındaki pozitifliğiyle ve hoş sohbetiyle bizlerin heyecanına heyecan kattı. Daha çok öğrenci ve sektör sorunları üzerinde durduğumuz röportajda Halkla İlişkileri geçmişinden geldiğimiz noktaya kadar irdelerken, bir yandan öğrenciler olarak atmamız gereken adımları Dekan Hocamıza sormayı ihmal etmedik. Röportajımızın bu alanda kafasında soru işaretleri olan birçok öğrenci arkadaşımıza ışık tutacağını düşünüyoruz.

Bülent Can Uysaloğlu: Hocam geçmişle kıyasladığımızda halkla ilişkiler anlayışında ne gibi değişimler oldu?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Biliyorsunuz tarihte 4 model var, geçmişi değerlendirirken size bundan bahsetmeyeceğim. Son 20 yıldaki gelişmelerden bahsedersek ve Türkiye perspektifinde konuya bakarsak Halkla İlişkiler çok ciddi bir değişime uğradı. Başlangıçta daha çok kamu yönlü halkla ilişkiler ön planda tutulurken son 20 yılda müşteri yönlü bir iletişim çabası haline gelmeye başladı. Bunu yaparken iç müşteriyi ihmal etmedi fakat Marketing PR dediğimiz Pazarlama yönlü Halkla İlişkiler ortaya çıktı. Müşteri tatminine yönelik çalışmaların gündeme getirilmesi, sosyal sorumluluk projelerinin halkla ilişkiler çatısı içerisinde değerlendirilmesi ve sosyal sorumluluk projelerinin firmalar açısından müşteriyle iletişim kurma anlamında önem kazanması, halkla ilişkileri daha çok müşteri yönlü, firmanın dışına yönelik bir yönetim uygulaması haline getirdi. Temel değişiklik burada oldu.

İkincisi Halkla İlişkileri uygulayanlarda büyük değişiklik oldu. Daha önceleri bu konuda iyi yetişmiş eleman azlığı nedeniyle firmalar ne yapacaklarını el yordamıyla buluyorlardı. Oysa şimdi bu konuda ciddi donanıma sahip halkla ilişkilerciler firmalarda görev almaya başladığı için doğru uygulamalarda yapılmaya başlandı. Eskiden ne yapsak şeklinde oluşturulan halkla ilişkiler uygulamaları artık bilimsel temele dayalı, hedef odaklı, attığı adımı bilen ve sonuç getiren uygulamalar haline gelmeye başladı.

Geçmişle kıyaslandığında söyleyebileceğimiz son değişiklik olarak; halkla ilişkiler ölçümlenebilir çalışmalar haline geldi. Kim ne derse desin hiçbir iş adamı sonucunu ölçemediği bir iş için para yatırmak istemez. Son zamanlarda sosyal bilimlerdeki araştırma yöntemlerinin de gelişmesiyle halkla ilişkiler çalışmalarının ölçülebilir çalışmalar olması ve bu yapılan ölçümler sonunda halkla ilişkiler çalışmalarının şirketlerin büyümesinde, gelişmesinde, müşteriyle ilişkilerinin güçlendirilmesinde çok önemli bir yerinin olduğunun ölçümlenmesi ve bunun işadamları tarafından görülmesi halkla ilişkilerin bu anlamda hak ettiği yere oturmasında etkili olmuştur.

Toparlarsak son 20 yıllık perspektifte, şirket içinden şirket dışına, ölçülemezlikten ölçülebilirliğe yani bir belirsizlikten belirliliğe giden, bu işi çok iyi bilmeyenler tarafından yapılabilir bir iş olmaktan, bu işin uzmanları tarafından yapılabilir bir iş olmaya doğru bir süreç geçirdiğini bize gösteriyor. Son 20 yıllık gelişimi bu şekilde özetleyebiliriz…

Sercan Karaca: Biraz önce Halkla İlişkilerin gelişiminden söz ettiniz. Sizce Türkiye’de bu gelişim çok hissediliyor mu? Türkiye’de hala halkla ilişkilerin önemini bilmeyen firmalar var. Bu gelişimin Türkiye’deki boyutu nedir?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Halkla ilişkilerin ne olduğu ne yaptığı pek çok kişi tarafından bilinmiyor. Özellikle de Türkiye’nin %70’ini oluşturan KOBİler(Küçük ve Orta büyüklükte işletmeler)

Halkla İlişkilerin değerini anlayan şirketler profesyonel yönetimlerle çalışan, kurumsallaşmış büyük firmalardır. Ama bu yavaş yavaş KOBİ ölçeğindeki firmalara da anlatılmaya başlandı. Bu konu hakkında yıllardır yazıyoruz çiziyoruz, halkla ilişkilerin ne olduğunu düzgün bir biçimde anlatmaya çalışıyoruz. Devletin resmi KOBİ kurumları, KOBİ ölçeğindeki şirketlere Halkla İlişkilerin önemini anlatan çalışmalar yapıyor. Yinede halkla ilişkilerin tam anlamıyla anladığını söylemek güçtür. Halkla ilişkilerin faydalarını tam olarak anlamak için profesyonel bakan gözlere sahip olmak lazımdır. KOBİ’lerin büyük çoğunluğu henüz bu profesyonelliğe ulaşmış değildir.

Size enteresan bir anımı anlatmak istiyorum. İlk Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünü kurduğumuz zaman, yanımıza bir aile geldi. Kızımız Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü kazandı, çok üzgünüz dediler.

Neden üzülüyorsunuz diye sordum. Halkla İlişkiler çok iyi bir şey değilmiş diye cevap verdiler bana.

Dolayısıyla o noktalardan epey bir gelişme kaydederek bugünlere ulaştık. Tabi bunda basının da büyük hatası var. Mini etek giyip kuaförde saçını biraz kabartanlar ortaya çıkıp halkla ilişkilerci oluyorlar. Avcılıkta bir tabir vardır. Ördeği avlamak için bağırtlak denilen dişi taklit konulur. Oyalı boyalı kızların yaptığı söylenilen halkla ilişkilerde buna benzer.

Dekanımızla Röportaj

Sayın Dekanımız Prof. Dr. Ahmet Bülent Göksel makam odasında

Bülent Can Uysaloğlu: Sektörün istediği uzmanlığı fakültemiz karşılayabiliyor mu? Öğrenci arkadaşlarımız daha iyi olmak için neler yapmalı?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Sektörün beklediği uzmanlığı burada vermeye çalışıyoruz. Bizim işimiz nedir? Halkla İlişkilerci ne yapar? Halkla İlişkilerci iletişim kurar ama niçin iletişim kurar? Bizim yapmaya çalıştığımız şey insanların üzerinde tutum ve davranış değişikliği yaratmaktır insanların ya da halkla ilişkilerini yaptığımız objeye karşı olumlu tutumlar oluşmasını sağlamak. Yaptığımız işin özeti negatif bir tutum varsa onu pozitife çevirmek, hiçbir bilgi yoksa onu bilgilendirmek, pozitif bir tutum edinmesini ve bu pozitif tutumun devamını sağlamak. Bizim objemiz insandır. Öyleyse iyi bir halkla ilişkilerci olmak için psikoloji bilmek lazımdır. Psikoloji bilirsek insanın güdülerini biliriz. O güdülerden yararlanarak onları yönlendirebiliriz. İkincisi insan toplumda yaşar. Bu nedenle sosyolojiyi bileceğiz. Bu insan çalışan bir insandır bu nedenle endüstriyel psikolojiyi bileceğiz. Biz bu işi kamu yönetimde ya da işletmelerde yapacağız. Bu yüzden biraz kamu yönetimi biraz işletme yönetimi bileceğiz. Peki, biz hangi bütünlük içersinde bu iletişimi kuracağız. Pazarlama ya da İnsan Kaynakları çatısı altında. İç halkla ilişkiler yapıyorsak İnsan Kaynaklarına dış halkla ilişkiler yapıyorsak Müşteri yönelimli olarak yapacağız. Dolayısıyla insan kaynakları, pazarlama, tüketim psikolojisi bilmemizin yanı sıra biraz temel hukuk bilgimiz olacak. Bütün bunları bilimsel temelde yapacağımızdan sosyal bilimlerde araştırma yöntemlerini bileceğiz. Bizim okulumuz da bütün bunları ders olarak veriyoruz. Bütün bunları bir arada uygulamaya koymak içinde kampanya planlaması gibi derslerle bunların nasıl bir araya getirebildiğini aktarmaya çalışıyoruz. Bir takım yarışmalara katılarak ta kendimizi test etme fırsatı buluyoruz. Okulumuzda halkla ilişkiler ve tanıtım eğitiminin yeterli olduğunu söylemek mümkündür. Bizim hocalarımızın büyük çoğunluğu iletişim fakültesi mezunu yani alanında lisans yapmış insanlardır.

Öğrencilerimizin yapması gereken ise hangi alanda eğitim alıyorsanız alın, yalnızca ders kitaplarıyla bir yere varmak mümkün değildir. Kendi konularınız la ilgili makaleleri okumanız gerekir. İletişim meslekleri geniş kültürel birikim gerektiren mesleklerdir. Bu yüzden bol bol okumanız gerekir. Yalnızca sektörel yayınları değil, çağdaş edebiyatı, günceli takip etmek lazımdır. Mutlaka klasikleri, çağdaş edebiyat örneklerini okuyun. Neticede halkla ilişkilerci bir firmanın vitrinidir ve mutlaka kendinizi iyi yetiştirmeniz lazımdır. Mutlaka bir yabancı dili akıcı bir biçimde kullanmanız hatta olabiliyorsa ikinci, üçüncü yabancı dili kullanabiliyor olmanız gerekir. Bu yönde fırsatlar var. Erasmus-Sokrates, Au Pair, Work and Travel gibi imkânları kullanıp yazın yurtdışına gidebilirsiniz. Bunun dışında bir firmanın vitrini olarak daima iyi giyimli, temiz giyimli insanlar olmanız lazım, kılığınıza kıyafetinize mutlaka dikkat etmelisiniz. İnsanlar giyimleriyle içeriye kabul edilir, beyinleriyle yükselirler. Tabi ki giyimde kurum kültürünün de önemi büyüktür. Örneğin genç bir yapıya sahip firmada çok ağır takım elbiselerle işe gitmenin lüzumu yok, bu anlamda dengeyi korumak lazım…

Sercan Karaca: Hocam gerçekten fakültemizin dersleri teorik olarak oldukça zengindir. Hatta bazen seçmeli dersleri seçerken bir diğerini seçemediğimiz için üzülüyoruz. Fakat öğrenciler olarak özellikle staj bulma konusunda problemler yaşıyoruz. Bu alanda neler yapabiliriz?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Biraz araştırırsanız bu alanda eksikliklerinizi gidereceğiniz pek çok kurum var aslında. Ben size bir anımı anlatmak istiyorum. Ege TV’de o zamanların Genel Müdürü Ali BÜGE ile birlikte odasında otururken içeri bizim RTS bölümünden bir öğrencimiz girdi. Bana merhaba hocam dedikten sonra Ali Bey’in yanına giderek Ali Bey ben burada çalışmak istiyorum dedi. Ali Bey bizim yeni elemana ihtiyacımız yok dedi. Öğrenci arkadaşımızda, ben bu işe niyet ettim, ben iyi bir televizyoncu olacağım, bana ne iş verirseniz yaparım dedi. Ali Bey bize çaycı lazım gelir misin dedi. Çocukta ne iş olursa yaparım yeter ki buradan içeri adımımı atayım dedi. Bu arkadaşımız şu anda Cihan Haber Ajansında Spor Haberleri Müdürü olarak çalışıyor. Yani sonuç olarak niyet ettikten sonra her zaman her yerde bir şeyler var. Yeter ki kendinizi satmayı becerin…

Bülent Can Uysaloğlu: Sektöre atıldığımızda Halkla İlişkiler alanında kariyer yapmak, başarılı bir halkla ilişkilerci olmak için neler yapmamız gereklidir?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Halkla ilişkilerde ve hiçbir meslekte ben şunu yaparsam başarı olurum diye bir mantık yoktur. Ateşiniz varsa antibiyotik alın ateşiniz düşsün burada böyle bir şey yok. İletişim mesleklerinde ya da hizmet sektöründe bütün iş sizin yaratıcılığınıza bağlıdır.

Bir firmaya girdiniz orada yükselebilmek için dikkat etmeniz gerekenler;

1- Firmanızı çok iyi tanıyacaksınız. Onun finansal yapısını, personel yapısını vs.

2- Hedef kitlesini ya da potansiyel hedefleri

3- Firmanızın beklentilerini çok iyi bileceksiniz. Büyümeyi mi hedefliyor mevcudu sürdürmeyi mi hedefliyor. Bütün bunları bildikten sonra strateji oluşturma imkânınız oluşuyor. Örneğin diyorsunuz ki benim şirketim büyümeye niyetli bir şirket, hedef kitlem şu, firmamın imkânları da bu, peki ben bu imkânlar çerçevesinde ve bu hedef kitleye yönelik olarak neler yapabilirim. Hedef kitlenizi çok iyi tanıdığınız zaman onun beklentilerini bilirsiniz ve o beklentiye yönelik projeler geliştirirsiniz. Bunları bütçelendirirsiniz. Dosya halinde hazırlarsınız şirket yönetimine sunarsınız ve dersiniz ki bu projeyi uyguladığımız takdirde şu potansiyel hedef kitleyi şirketimize çekmemiz ve potansiyel müşterimiz haline getirmemiz mümkün olur. Ne tür bir proje yaparsanız yapın yaptığınız işte yaratıcı olmanız önemlidir. Bu yaratıcılığa sahip olmanız içinde kültürel background ‘ınızı çok iyi oturtmuş olacaksınız ve stratejik düşünme kabiliyetine sahip olacaksınız. Düzgün stratejiler kuracaksınız, oluşturulmuş stratejiler çerçevesinde üst yönetime kampanya önerileri sunacaksınız. Üst yönetimin en çok sevdiği projeler kendi kendisini finanse edebilen projelerdir. Örneğin proje içerisinde bir jazz konseri organize ederseniz projenin en az yüzde 60-70’ini karşılayacağından üst yönetim açısından sevindirici bir durum olacaktır.

Sercan Karaca: Hocam geçtiğimiz günlerde bir firmanın pazarlama müdürü okulumuza gelmişti. Ben ürünümü kim daha iyi fiyata satarsa onunla çalışırım demişti. Sizce yaratıcılığımızı bu alanda kullanmak halkla ilişkilercilerin işi midir?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Bugün firmalarda mühendislik dalları hariç her iş herkesin işidir. Örneğin Koç, Sabancı gibi büyük holdingler Fatih Terim’e konuşma yaptırıyorlar elemanlarına. Koskoca Koç Holding Fatih Terimden ne bekleyebilir. Fatih Terim buralara gittiği zaman ekip çalışmasını anlatıyor. Eskiden sadece santrfor gol atardı, bekler arkada beklerdi, orta saha oyuncuları da ortada. Şimdi gol atmak kalecide dâhil olmak üzere 11 kişinin görevi. Fatih Terim bunu anlatıyor. Dolayısıyla bir firmada mamulü daha iyi satmak, daha pahalı satmak, daha karlı satmak herkesin görevidir

Biliyorsunuz Japonya’daki birçok şirket yaratıcılık günleri düzenleyip şirkette çalışan işçisinin dahi yaratıcı fikirlerini alıp bunun üzerine bir sürü mamul inşa ediyor. Dolayısıyla bu görev benim ya da benim değil diye bir şey yok. Özel sektörde görev verilmez alınır. Dolayısıyla ne kadar yaratıcıysanız iş hayatında o kadar başarılı olursunuz.

Bülent Can Uysaloğlu: Özel sektör perspektifinde düşündüğümüzde Türkiye’de pazarlama ve halkla ilişkiler alanında iş fırsatlarının yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Şimdi önce şunu söyleyeyim. Bugün Türkiye’de işsiz var ama işsizlik yok. Bu ne demek? İş çok ama o işi yapabilecek kapasitede ve kabiliyette adam yok. Özel sektör ilan veriyor. İngilizce Fransızca bilen, şu konularda çalışabilecek, ehliyeti olan, yurtdışı seyahat engeli olmayan gibi şeyler yazıyor. Bu adamı bulamıyorsunuz.5-10 bin arasında maaş ödemeye razı firmalar var. Satış konusunda tecrübeli ya da bu konuda kariyer yapmaya niyetlenen gençlere bakıyorsunuz dil bilmiyor, o alanda eğitim almamış, bişey yapamıyorsunuz. Açın sayfaları sütun sütun tornacı, tesfiyeci, elektrikçi, elektronikçi aranıyor, yok. Adam kapıdan giriyor içeri, ne iş yaparsın diye soruyorsun, ben her işi yaparım diyor. Bana her işi yapan adam lazım değil ki. Bugün bir işi yapan ve iyi iş yapan adam lazımdır. Biz de herkes her işi yapıyor. En büyük sorunda budur. Bu nedenle Türkiye’de aslında işsizlik yok işsiz var. Belli bir işi yapacak şekilde eğitilmiş, eğitimini tamamlamış personel yok.

Dekanımızla Röportaj

Sercan Karaca - Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel - Bülent Can Uysaloğlu

Sercan Karaca: Öğrenci arkadaşlarımızın en çok merak ettiği konulardan biri de staj. Birçoğumuz staj bulamamaktan kaygılıyız. Staj konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Resmi staj bence çok anlamsız. Biz burada 4.sınıfın son döneminin staj olmasını önerdik. Yazın 1 Ay yapılan stajdan hiçbir fayda elde edemezsiniz. Staj eğer 3-4 ay olarak yapılabilirse daha olumlu olur fakat bu da sizin için bir zaman kaybıdır. Bence staj bulmayın iş bulmaya çalışın ve ilk çalıştığınız ayları staj olarak kabul edin. Ya da öğrencilik yıllarınızda 3.ve 4.sınıfta part-time işler bulup kendinizi eğitebilirsiniz.

Bülent Can Uysaloğlu: Halkla İlişkiler anlamında hangi isimleri takip etmemizi önerirsiniz?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: Ali Saydam, Ali Atıf Bir, İstanbul Halkla İlişkiler Derneği Başkanı Fügen Toksü, Global Halkla İlişkilerden Ceyda Aydede gibi isimleri takip etmenizi tavsiye ederim.

Bülent Can Uysaloğlu: Hocam son olarak İzmir’i Halkla İlişkiler sektörü açısından nasıl bir yerde görüyorsunuz? Halkla İlişkileri profesyonel anlamda nerelerde yapabiliriz?

Prof.Dr. Ahmet Bülent Göksel: İzmir’i bu açıdan İstanbul’dan hatta Antalya, Denizli, Bursa, Gaziantep gibi yerlerden bile geride görüyorum. Bunun nedeni olarak, İzmirli paradan para kazanmayı bilmiyor, Levantenlerden kalma alışkanlıkları üzerimizden atamadık. Sanayi gibi işler yerine daha kolay yoldan para kazanma yolları tercih ediliyor İzmir’de.

Ayrıca bu sadece Türkiye’de değil bütün dünyada böyledir. Neden New Yorkta artist olamıyorum diye bir soru soramazsınız, artist olmak istiyorsanız Holywood’a gideceksiniz. Neden Oslo’da şair olamıyorum diyemezsiniz, şairseniz Paris’e gideceksiniz. Türkiye’de ve her yerde bazı mesleklerin merkezi vardır. Türkiyede de halkla ilişkilerin merkezi İstanbul’dur.

Tüm sorularımızın ardından Ahmet Hocamıza Pratik adına yaptığımız röportajda bize ayırdığı vakit ve sorularımıza verdiği içten yanıtlar için teşekkür ettik ve kendisi de bunun bir keyif olduğunu söyleyerek bizi uğurladı. Bizde Ahmet Hocamıza buradan tüm PRatik üyeleri adına bir kez daha teşekkür ediyoruz.

PRatik Halkla İlişkiler Topluluğu Kariyer Birimi

Röportaj: Bülent Can Uysaloğlu - Sercan Karaca

Fotoğraflar: Cihan Çatak

 



Bu sayfayı paylaş